Küçükkuyu/Gargara PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Perşembe, 13 Ağustos 2009 19:40


Antik ismi Gargara olan Küçükkuyu' nun tarihi M.Ö. 9.yüzyıla kadar gitmektedir. Gargara ismini İda Dağı' nın Gargara tepesinden almıştır. Kentin bilinen tarihi İ.Ö. 6.yüzyıla kadar uzanıyor. Küçüklü büyüklü konaklama tesislerinin bulunduğu Küçükkuyu bir sahil beldesidir.

 

GARGARA’DAN  KÜÇÜKKUYU’YA
Tanrılar tanrısı Zeus der ki: “Ege’nin mavisi ile İda’nın yeşili arasında öyle bir yer vardır ki; orada keskin kekik kokuları  içinde lezzetli zeytin çeşitleri ile yaptığım kahvaltının tadını hiçbir yerde bulamadım. İşte orası GARGARA’dır.”
Gargara, Küçükkuyu’nun antik adıdır(*). Homeros İlyada adlı ölümsüz eserinde: “Assos’tan doğuya doğru gidildiğinde Adramyttenos Körfezi’ni (Edremit Körfezi) oluşturan bir burun vardır ki buraya Gargara denir.” der.

 


1998 yılında Kültür Bakanlığı tarafından Gargara’nın yeri ile ilgili kapsamlı bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırma sonucunda; ilk yerinin Nusratlı Köyü’nün kuzeyindeki Kocakaya Tepe’de olduğu, daha sonra Arıklı Köyü’nün doğusundaki Zindan Tepe’ye taşındığı tespit edilmiştir(**). Her iki tepede de bu araştırma sonucunu doğrulayacak tarihi kalıntılara rastlanmıştır. Eski ve yeni Gargar şehirlerini çevreleyen sur kalıntıları iki tepe üzerinde de günümüzde ayakta durmaktadır. Yeni Gargara şehir arazisi üzerinde eski dönemlere ait iki kuyu vardır: Bu kuyulardan birinin adı Uzun Kuyu, diğerinin adı Küçük Kuyu’dur. Küçük Kuyu, Nusratlı Burnu üzerinde Arıklı İskelesi civarında olup 1944 depremine kadar kullanılmıştır. Deprem sonucunda denizin içinde kalmıştır(***). Bu kuyu, “Liman Taşı” mevkiine yakınlığı ve denize çok yakın olmasından dolayı denizcilerin su ihtiyacı için uğrak yeri olmuştur. Bu kuyunun hemen arka tarafında zeytinlikler arasında bulunan ve Gargara’ya gizli çıkış yolu olduğu tahmin edilen tünel vardır.  Bugünkü yerleşim yerinin adını bu kuyudan aldığı sanılmaktadır.
Çünkü çevre köylülerin “İskele” olarak adlandırdıkları Küçükuyu, Cumhuriyet döneminde Deniz Yolları Acentesi’nin kurulmasıyla liman haline getirilmiş ve bölgenin önemli bir taşımacılık merkezi olmuştur. Yaşlı köylülerin Küçükkuyu’ya hâlâ “İskele” demelerinin nedeni bu olsa gerek.
Buraya ilk yerleşenler, zeytinyağı fabrikası işletmecileri, liman çalışanları ve balıkçılar olmuştur. Kurtuluş Savaşı yılları ve sonrasında  Girit ve Midilli Adası’ndan Türk ailelerinin gelmesiyle ve yurdun diğer bölgelerinden aldığı göçlerle gelişerek  “köy” konumuna gelmiştir. Özellikle 1944 depremi sonrası çevre köylerden göç eden köylülerle nüfus bir anda artmıştır. Önceleri Yeşil Yurt (Büyükçetmi) olan bucak merkezi Küçükkuyu’ya taşınmış ve 1970 yılına kadar Bucak Müdürü tarafından yönetilmiştir.
1970-1989 arası muhtarlıkla idare edilen Küçükkuyu, 1989’da belediye olmuştur.
Günümüzde; doğal güzellikleri, denizi, deniz ürünleri, şifalı suları, bitkileri, temiz havası, taş yapıları, tarihi değerleri ve tabii ki zeytin ve zeytin yağlarıyla Küçükkuyu, 3 bin yatak  kapasitesi ile turizm sektöründe dünyanın gizli  cennetlerinden biridir.

 

 

BAŞDEĞİRMEN ŞELALESİ VE ESKİ KÖPRÜ
Çanakkale - Balıkesir il sınırını oluşturan Mıhlı Çayı üzerindeki değirmenin, şelâlenin (şarlak) ve köprünün bulunduğu alan, Tanrı’nın doğayı yaratırken en cömert davrandığı yerlerden biridir. Şelâleden akan suyun sesi  kulaklarınızda hoş bir ahenk oluştururken tarihî köprünün gizemi ve yeşil doğa örtüsünün sıcaklığı, sizleri dinlendirir.
Mıhlı Çayı üzerindeki köprünün Cenevizler tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Daha sonraki yılarda da insanlığa hizmetini sürdürmüştür. Meşhur “Yağcı Yolu”nun en önemli geçit yeridir